21 Kasım 2017, Salı
Eğitim gemisi yol alıyor mu?
Orhan POLAT
Misafir Yazar
                            \"\"
 
    Eğitim, “istendik davranışları kazandırma süreci” olarak tanımlanır. Acaba, “istendik davranışları kazandırma süreci”, ülkemizde “edilgen birey yaratma süreci” olarak mı algılanıyor? Bu tanıma bakarak doğumdan başlayarak eğitim sayesinde istediğini bireyi yaratabilirsiniz. Bu birey “savaşcı” bir kişiliğe sahip olacağı gibi, hümanist bir birey de olabilir. Eğitimin bu kadar etkili bir süreç olduğunu düşünürsek, “iktidarların, neden eğitimi kendi ideolojilerine göre yönlendirmek istediklerini” anlamak mümkündür. İşin garip tarafı, her iktidar kendi eğitim ideolojisiyle, kendi bireylerini yaratmaya çabaladığı için, aslında kültür çatışmasının da mimarı olmaktadırlar. İktidarların kendi dönemleri içindeki bu tavırları, kuşaklar arasında uçurumlar yaratabilmektedir. Bu şekilde farklı ideolojilerle yetişen gençlik, kendilerine zıt fikirleri anlayamamaktadır. Farklı düşünceye hoşgörü geliştirmek yerine, onlara önyargıyla yaklaşmaktadırlar. Burada Einstein’in bir sözünü anımsamak gerekir : “Önyargıları kırmak atomu parçalamaktan daha zordur”.

   Bugünkü sosyal çatışmaların, gençliğin uzlaşma geleneğine sahip olmayışının belki de en büyük nedeni de siyasetin eğitim üzerindeki gölgesidir. Gençler değişmek, uzlaşmak istese de bilinçaltında yatan ideolojilerin esiri olmaktan kurtulamıyorlar. Bir noktaya saplanıp, sürekli aynı yönde fikir beyân etme eğiliminde kalıyorlar. Bu durum bireyi önceden programlanmış bir robot yapıyor adetâ.

   İkinci bir çatışma süreci ise, özellikle çevre değiştiren bireyin yeni duruma uyum sağlamasında ortaya çıkıyor. Örneğin, üniversite yıllarında yetiştiği çevreden çok farklı bir ortama giren birey, o güne kadar benimsediği görüşleri sorgular hale gelmektedir. Bu durumda, geçmiş yörüngesinden sıyrılma konusunda çatışmaya düşebilmektedir. “Bütün bu öğrendiklerim bir hiç mi?” sorusuyla karşı karşıya gelebilmektedir.

   Ülkemizin eğitimi “hümanist” temelli ele almayışının sonuçlarından biri de “kutuplaşmaya” eğilimli gençler yaratmasıdır. Artık gençler, “tartışma” kavramını “kavga etme” şeklinde algılıyor. Çünkü, onlara aktarılan bilgiler bu sonucu doğuruyor. Daha küçük yaşlardan model aldıkları kişiler de bu yönlerini gelişmesine yardımcı oluyor.

   Siyasal erklerin, eğitim sistemindeki çarpıklığın sorumluluğunu “geçmiş iktidarlara yükleme” geleneği sürüp gidiyor. Bu durum, “çözüm yaratamayan zihniyetin çeşitli bahanelerle gerçeklerden kaçış yoludur.” Önemli olan, ülkenin ihtiyacını, insan profilini dikkate alarak, arz-talep dengesine göre bireyler yetiştirmektir. Kısa vadeli çözümlerle eğitim süreci yürütülmüyor. Bu tür uygulamalar, ülke geleceğinin ötelemekten başka bir sonuç yaratmıyor. Bugün yapılan “kirleri halı altına süpürmekten başka bir şey değil.”

   Sonuç olarak, ülke geleceğinin siyasî ideolojilerden bağımsız, köklü bir eğitim süreciyle şekillendirilebileceği gerçeği yok sayılmamalıdır. Bu açıdan bir an önce bilimsel düzeyde, hümanist anlayışla, yeni bir eğitim sistemi oluşturulmalı, bu sistem tüm iktidarlar tarafından daimî olarak desteklenmelidir.
Kısacası, eğitim işi biraz olsun “siyaset üstü” düşünülerek yapılmalıdır. Bu ülkenin uzun vadeli bir kalkınma programı bile yok. Başlatılan projeler bile yaz-boz tahtası gibi yarıda kesilebiliyor. Kalkınma isteniyorsa, iyi bir eğitim sistemi yaratılmalıdır.

    Eğitim gemisi alarm veriyor! Umarım bu gemi batmadan, bu büyük okyanusta rotasını bulur.
 
Düşük
 
Yüksek Toplam 0 oy